Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

GAZİ ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İKTİSAT POLİTİKASI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

SEMİNER DERSİ

 

 

 

 

 

 

 

KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN

DIŞ TİCARET PERFORMANSI

 

 

 

 

 

HAZIRLAYAN:

ÜNAL ERYILMAZ

 

 

 

 

ANKARA, 1999


 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

1.      DÜNDEN BUGÜNE KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELER (S.1)

 

2.      ÜLKEMİZDE KOBİLERİN GELİŞİMİ (s.2)

 

3.      KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN İHRACATTAKİ YERİ VE ÖNEMİ (s.5)

 

4.      KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN İHRACATTA KARŞILAŞTIKLARI ENGELLER VE SEBEPLERİ (s.6)

 

5.      KOBİ’LERİN ÜLKEMİZ İHRACATINDAKİ YERİ (s.9)

 

6.      İHRACAT KONUSUNDAKİ TIKANIKLIKLAR (s.13)

 

7.      KOBİ’LERİN ÜLKEMİZ İTHALATINDAKİ YERİ (s.15)

 

8.      SONUÇ (s.16)

 

KAYNAKÇA (s.18)

 


 

1. DÜNDEN BUGÜNE KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELER

 

Özellikle 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından yaşanan yeniden yapılanma sürecinde göze çarpan en önemli hususlar, sanayileşmenin kalkınma ile eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanması ve büyük ölçekli, ileri teknolojiye sahip üretim birimlerinin sanayi yapısını belirlemesidir. Bu dönemde yaşanan sürekli gelişme ve sanayileşme yapısında, hükümetler büyük ölçekli işletmelere daha çok önem vermeye başlamışlardır.

 

Bu nedenle 1950’li ve 60’lı yıllarda, önemli bir üretim ve istihdam artışı sağlayan büyük ölçekli işletmeler, küçük ve orta ölçekli işletmelerin önemini yitirmesine sebep olmuştur. Hatta bu konjonktürde, küçük ölçekli işletmelerin verimli olamayacağı ve büyük ölçekli işletmeler karşısında rekabet edemeyeceği ileri sürülerek, küçük ve orta ölçekli işletmelerin birleşmeleri ve ölçek ekonomilerinin gerçekleştirilmesi teşvik edilmiştir.

 

Ancak, 1970’li yıllarda ortaya çıkan ekonomik krizde büyük ölçekli işletmelerin konjonktür  dalgalanmalarına uyum sağlayamadığı ve yeterince esnek olmadığı görülmüştür. Nitekim, yaşanan ekonomik kriz neticesinde büyük ölçekli sanayi kuruluşları üretimlerini kısmak, istihdamı düşürmek ve krizden “küçülerek kurtulmak” zorunda kalırken, küçük ve orta ölçekli işletmelerin, sahip oldukları esneklik sayesinde bu krizi daha az maliyetle atlattıkları görülmüştür. Böylece ekonomik krizlerin aşılmasında küçük ve orta ölçekli işletmelerin önemi kavranmış ve bu işletmeler hızla ön plana çıkmışlardır.

 

Bu gelişmeler neticesinde, küçük ve orta ölçekli sanayi, büyük sanayi ile birlikte ve bir anlamda büyük sanayii tamamlayarak varlığını yeniden ortaya koymuştur (MPM, 1989, s.15). Böylece, sanayi devriminin başlangıcından 70’li yıllara kadar sanayileşmenin ve kalkınmanın vazgeçilmez bir unsuru olarak görülen büyük ölçekli işletmeler ve bunun temel dayanağı olan “ölçek ekonomileri” ideolojisi yerini, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ön planda olduğu “esnek üretim” sistemlerine bırakmıştır. 

 

Nitekim, dünya ekonomisinde yaşanan son gelişmeler, pek çok büyük firmanın üretimde ölçek ekonomilerine ulaşmaktan vazgeçerek, büyüklük içinde küçük firmalar yaratmaya çalışması yönündedir. Böyle bir iş örgütlenmesi ile, verimliliğin artırılması,  tüketici tercihlerindeki değişmelerin daha hızlı ve gerçekçi yakalanabilmesi amaçlanmaktadır (ULUDAĞ, SERİN, 1991, s.25).

 

Netice itibarıyla, son yıllarda  pek çok ülkede, gelişme ve büyüme ile ilgili politikalar hazırlanırken, küçük ve orta ölçekli işletmelere özel bir önem verilmeye başlanmıştır.

 

Avrupa Birliği’nde 1983 yılı KOBİ yılı ilan edilmiş ve aynı KOBİ’lere yönelik AB eylem planı kabul edilerek somut ve sürekli  destek mekanizması oluşturulmuştur. 1980’li yıllarda ekonomilerdeki globalleşme ve artan rekabet sonucunda KOBİ’lerin ticari ve ekonomik sıkıntıya düşmeleri ile bu destek, açık bir KOBİ politikasına dönüşmüştür.

 

2. ÜLKEMİZDE KOBİ’LERİN GELİŞİMİ

 

Ülkemizde 1930’lu yılların başından itibaren devletçi bir ekonomik politikaya geçilmiş ve iktisadi devlet teşekkülleri kurularak devlet tarafından yürütülmesini öngören sanayi ve kalkınma planları yürürlüğe konulmuştur. Büyük ölçeklerde işletme kurulması ve büyüklüğün sağladığı maliyet tasarrufundan yararlanılması, o yıllarda tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de tartışmasız kabul gören bir genel yaklaşım olmuştur.

 

Bu anlayış ve uygulamaların neticesinde, küçük ve orta ölçekli işletmeler tarafından yerine getirilmesi mümkün olan mal ve hizmet üretimlerin büyük bir bölümü devlet tarafından üstlenilmiştir. Bu durum, KOBİ’lerin geliştirilmesini ve yurt düzeyine yaygınlaştırılmasını adeta engellemiştir.

 

Ülkemizde, küçük ve orta ölçekli işletmelerle ilgili tartışmalar daha ziyade 1980’li yıllardan itibaren yoğunluk kazanmış ve gerek bilim adamlarının gerekse politikacıların dikkatlerini üzerlerine çekmişlerdir.  Bunda, ülkemizde politikacılar üzerinde her dönemde oldukça etkili olan Anadolu sanayii ve ticaret çevrelerinin siyasetçiler tarafından tatmin edilmeye çalışılması, 1983 yılının AB’nde KOBİ yılı ilan edilmesi ile başlayan KOBİ programları geliştirme sürecinin ülkemiz üzerine etkisi, 1980 yılından sonra başlatılan ihracata dayalı büyüme stratejisindeki tıkanıklıkları açma yolunda yeni politikalara ve araçlara duyulan ihtiyaç, başlıca etkenler olmuştur (ERTAŞ, 1999, s.35). Başta KOSGEB olmak üzere, çeşitli kamu kuruluşlarında KOBİ’lere destek çalışmaları başlatılmıştır.

           

TABLO: Bazı Ülkelerde KOBİ’lerin Ekonomideki Yeri

(KAYNAK: KOSGEB 1993 Yılı Çalışma Programı, s.17))

 

Bugün itibarıyla, küçük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri gerek sayıları, gerekse sınai üretimindeki payları ve gerekse milli gelire katkıları bakımından ülkemiz ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim, ekonomik ve sosyal alanda sağlanan gelişmelere paralel olarak küçük ve orta ölçekli işletmeler sayısında da sürekli bir artış meydana geldiği görülmektedir.

 

Bugün KOBİ’ler, AB’nde toplam işletmelerin %99.9’unu (Türkiye’de %99.8’ini), imalat sanayiinin %96.5’ini (Türkiye’de %99.5’ini) oluşturmakta ve toplam istihdamın %72’sini (Türkiye’de %76.7’sini) sağlamaktadır.

 

Ancak, sayı ve istihdam imkanları bakımından ülke ekonomimizde önemli bir çoğunluğa sahip olan KOBİ’lerin  dış ticaretteki payı %8’de kalmaktadır. Bu oran ABD’de %32, Almanya’da %31, Hindistan’da %40 ve Japonya’da %38 seviyelerindedir.

 

DİE verilerine göre sanayi sektöründeki işletmelerin 1965’de %97.7’si, 1970’de %97.3’ünü, 1980’de %95’ini KOBİ’ler oluşturmaktadır. 1985 yılında sanayi sektöründeki işletmelerin %94.5’ini, ticaret sektöründeki işletmelerin %98.5’ini, hizmet sektöründeki

işletmelerin %98.1’ini çalışan sayısı 1-9 sayısı arasında olan KOBİ’ler oluşturmaktadır (ALPUGAN, 1994).

 

KOSGEB’in 1993 yılında yaptığı çalışmalarda elde edilen veriler, DİE’nin verilerinden bir ölçüde farklılık arz etmekle birlikte, genel durumu özetlemek açısından faydalıdır.

 

 

(KAYNAK: KOSGEB, Status of SMIS in Turkey, 1993, Ankara, s.9-10 )

 

DİE verilerine göre işyeri sayılarının çalışan personel sayısına göre dağılımı şöyledir:

 

(KAYNAK: DİE, 1985)

 

3. KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN İHRACATTAKİ YERİ VE ÖNEMİ

 

Küçük ve orta ölçekli işletmeler, bir ülkenin sosyo-ekonomik yapısı çerçevesinde sanayileşme, sağlıklı kentleşme, milli gelirin eşit dağılımı ve dış ödemeler dengesinin dolaylı ve dolaysız ihracat yoluyla  gelişmesine önemli katkılarda bulunmaktadır.

 

Ayrıca, yurtiçi ürün talebinin karşılanması konusunda ülke ekonomilerine katkıda bulunma ve sahip oldukları esnek yapı ile ekonominin değişen koşullarına hızla uyum sağlayabilme özelliklerine sahiptirler.

 

Nitekim, KOBİ’lerin öneminin anlaşılması da, değişen piyasa koşullarına kolay uyum sağlayan, tüketicilerin taleplerine hemen cevap verebilecek, istihdam ve girişimciliğin üstün tutulduğu, ürün farklılaştırma yeteneğine sahip olan esnek üretim sistemlerine  ağırlık verilmesi ile gerçekleşmiştir.

 

Ancak, pek çok ülkede, özellikle gelişmekte olan ülkelerde küçük ve orta ölçekli işletmelerin, ülke ihracatının artmasında çokça katkılarının olamayacağı, bunların dış pazarlarda satış şanslarının çok az olduğu ya da hiç bulunmadığı gibi yaygın bir görüş bulunmaktadır.

 

Oysa Japonya, ABD ve Güney Kore’de yapılan bir takım araştırmalar, küçük işletmelerin, ülke ihracatının artmasında büyük paya sahip oldukları gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Örneğin, Japonya’da yıllık toplam ihracat gelirinin yaklaşık %40’ı, Güney Kore’de %60’ı küçük işletmeler tarafından sağlanmaktadır. ABD’deki “Small Businness Administration” derneğinin yaptığı bir araştırmada, bu kuruluşa üye olan küçük ölçekli firmaların oluşturduğu birliklerin brüt satışlarının büyük şirketlerden daha fazla olduğu görülmüştür.

 

Bu  itibarla, gelişmiş ülkelerde işletme büyüklüğünün, firmanın başarılı bir ihracatçı olmasını engellemediği; pek çok küçük işletmenin, büyük işletmelere kıyasla üretimlerinin nispeten büyük bir bölümünü ihraç ettikleri görülmektedir.

 

Küçük işletmelerin ihracatla sağlayacakları gelirlerin yanı sıra, büyük çaplı bir sanayileşmenin kısa dönemde gerçekleşemeyeceği yörelerde, ekonomik gelişme politikasının sonuçlarından birisi de küçük işletmeleri geliştirmek ve ulusal ihracat stratejisi içinde tutma gereğidir.

 

Gelişmekte olan ülkelere baktığımızda, KOBİ’lerin sadece küçük bir bölümünün ihracat faaliyetleriyle ilgilendiği görülmektedir. Bu işletmelerin büyük bir bölümü, çoğunlukla iç pazara yönelik üretimde bulunmaktadır. Belli sektörlerdeki küçük ve orta ölçekli işletme ürünlerinin (iplik ve otomotiv yan sanayii gibi) bir bölümü de dolaylı yollardan ihracat pazarına ulaşırken, bunların çok azı doğrudan ihracat şeklinde mallarını pazarlayabilmektedirler (T.S.R, 1985, s.45). Bu genel tabloya rağmen, bazı gelişmekte olan ülkelerde durum hiç de bu kadar kötümser değildir.

 

Örneğin, Hindistan’da toplam ihracatın %40’ı (doğrudan %14, dolaylı %30’u), Sri Lanka ve Tayland’da doğrudan ihracatın %30’u, Güney Kore’de toplam ihracatın %20’si KOBİ’ler tarafından gerçekleştirilmektedir (KÜSGET, 1985, s.20).

 

4. KÜÇÜK  VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN İHRACATTA KARŞILAŞTIKLARI ENGELLER VE SEBEPLERİ

 

KOBİ’ler, çeşitli şekillerde ülke ihracatına katkıda bulunurlar. Bu katkılarını dört maddede sıralayabiliriz (SIDO, 1988):

1-     Büyük işletmelerin ihraç mallarının çeşitli parça ve bileşimlerini sağlayarak tabi müteahhitlik hizmeti sunarlar.

2-     Dış ticaret şirketleri yoluyla dolaylı ihracat yaparlar.

3-     Uluslararası alanda  yan sanayi olarak hizmet verirler.

4-     Nihai ürün ve ara malların doğrudan ihracatını yaparlar.

 

Netice itibarıyla KOBİ’lerin, çeşitli yollarla ülke ihracatına katkıları bulunduğu, ancak bu katkının yeterli seviyede olmadığı bir gerçektir. KOBİ’lerin, genel olarak ekonomik yaşamda karşılaştıkları sorunların, dış ticarette de karşılarına çıktığı görülmektedir. Bu sorunların başlıcaları, aynı zamanda KOBİ’lerin genel sorunlarından olan finansman, pazarlama, teknoloji ve bilgi eksikliğidir.

 

KOBİ’lerin tek başlarına ihracat yapabilmeleri ve dış piyasalarda rekabetlerini sürdürebilmeleri oldukça güçtür. İzlenen ekonomik politikaların genellikle büyük ölçekli işletmeler veya Türkiye’de olduğu gibi rantiyecilerin lehine işlemesinin, KOBİ’lerin dolaylı olarak ihracatta bulunabilmelerini engellediği bilinmektedir. Bu durumda, KOBİ’lerin kaynaklarını birleştirerek, dış piyasalarda daha aktif rol alabilmeleri için onlara uygun ortamın sağlanması gerekmektedir.

 

Öte yandan, ihracat potansiyeli olan KOBİ’lerin işletme içi sorularının yanı sıra, ulusal düzeydeki sorunlar da ihracata yönelmelerine engel olmaktadır. Ayrıca ihracata yönelmek isteyen küçük işletmelerin kalite kontrolü ve standardizasyon gibi sorunları da ihracatlarını geliştirme imkanlarını kısıtlamaktadır.

 

Bu bağlamda, KOBİ’lerin ihracata yönelmelerini kısıtlayan başlıca hususlar şöyle sıralanabilir (TATLIDİL, 1987, s.163-166):

a)      Ulusal Düzeydeki Engeller:

1-     KOBİ’lerin ihracatlarını geliştirmek veya KOBİ’leri ihracata yöneltmek için planlı bir stratejinin işlenmemesi,

2-     Mevcut araçların, KOBİ’lerin ihracatını geliştirmeye yönelik olmaması,

3-     KOBİ’leri desteklemek için belirlenmiş bir hedefin bulunmasına karşılık, alınan önlem ve uygulamaların bu amaca uygun olmaması ve ilgili kurumlar arasında koordinasyonun sağlanamaması,

4-     Küçük sanayinin ihracatını kolaylaştırıcı pazarlama kanalları ve ihracat pazarlama örgütlerinin, konsorsiyumları ve dış ticaret şirketlerinin kurulması için uygun ortamın bulunmaması,

5-     İç piyasa şartlarının dış piyasaya göre daha cazip olması,

6-     İhracatta  mevcut uygulamaların KOBİ’ler aleyhine işlemesi,

7-     Teşvik tedbirlerinin yetersizliği,

8-     Bürokratik engeller,

9-     Dış ticaret organizasyonlarının yeterince yardımcı olmaması,

10- KOBİ’lerin organize olamamaları.

 

b)      İşletme Düzeyinde Engeller:

I- KOBİ’lerin ölçeklerinden Kaynaklanan Finansman Zorluklar

1-     İhracata yönelik üretimin finansmanı için kredi bulma güçlüğü, banka hizmetlerinin yetersizliği,

2-     Ucuz ve kaliteli hammadde bulma güçlüğü,

3-     İhracat pazarlama maliyetlerinin, sınırlı kaynaklar sebebiyle karşılanamaması,

4-     İhracat pazar araştırması ve satış geliştirme, tanıtım faaliyetlerinin mali açıdan çok külfetli olması.

II- Dış Pazarlarda Rekabet Edebilecek Düzeyde Olmamalarından Kaynaklanan Zorluklar:

1-     Kalite düşüklüğü,

2-     Fiyatlama yanlışlıkları,

3-     Rakiplerin tanınmaması,

4-     Uygunsuz pazarlama stratejileri,

5-     Dış pazarların tanınmaması.

III- Dış Pazarlama Konusunda Bilgi ve Eleman Eksikliğinden Kaynaklanan Zorluklar:

            1- İhracat işlemleri,

            2- İhracat şekilleri,

            3- İhracatta teslim şekilleri,

            4- Ambalajlama,

            5- Fiyatlama,

            6- Ürün geliştirme ve ürün adaptasyonu

konularındaki bilgisizlikler.

IV- İhracata Yönelik Üretim İçin Kapasite Yetersizliği

V- Zarar ve Riskli Kabul Edilen Dış Pazarlar Konusundaki Psikolojik Engeller

VI- Ürünleri İçin Dış Pazarlar Bulunup Bulunmadığı Konusundaki Bilgisizlik

VII- İhracat Siparişlerinin KOBİ’lerin Karşılayamayacağı Kadar Büyük Siparişler Olduğu

        Konusundaki Yanılgı

VIII- İhracatla İlgili  Nitelikli Eleman Eksikliği ve Eğitim Olanaklarının Yetersizliği

IX- Ürünlerin İhracata Uygun Olmaması

           

Belirtildiği gibi, ihracat pazarlarına girmenin çok zor olması ve KOBİ’lerin iç yapılarından kaynaklanan birtakım sorunlar sebebiyle bu işletmelerin direkt olarak ihracat yapmaları oldukça güçleşmektedir. Bu durumda , ihracat yapmak isteyen KOBİ’lerin karşısında iki önemli seçenek kalmaktadır: Dış ticaret sermaye şirketleri vasıtasıyla dolaylı ihracat yapmak veya ortak ihracat grupları oluşturmak (UN-Aide).

 

 

5. KOBİ’LERİN ÜLKEMİZ İHRACATINDAKİ YERİ

 

Ülkemizde küçük ve orta ölçekli işletmeler daha çok iç piyasaya hitap etmektedirler. Bununla birlikte, Türkiye’nin gümrük birliğine girmesiyle birlikte, yurt içi piyasalarda yerli KOBİ’ler ciddi sorunlarla ve rekabetle karşı karşıya kalmışlardır.

 

Uluslararası piyasaları yakından takip etmek, fırsatları yakalamak, pazar bulmak ve bu pazarların alıcı olabileceği ürünlerin nitelik ve nicelik yönünden belirlenmesi gibi, artık günümüzde ayrı bir uzmanlık dalı olarak görülebilecek seviyede çalışmak, küçük işletmeler için hiç de kolay işler değildir.

 

Bu konuda başarılı olunsa bile, her biri küçük işletmenin ayrı ihracat departmanları kurması, ayrı ayrı onlarca personel istihdam etmesi, pazar bulmak amacıyla ayrı ayrı seyahatler yapması, ayrı ayrı fuar ve tanıtım masraflarına katlanmaları gerekecektir. Tek tek işletmeler bazında ağır külfetler getiren bu gibi sorunları aşmak üzere Ege Giyim Sanayicileri Dış Ticaret A.Ş. gibi sektörel dış ticaret şirketleri kurulmaya başlanmıştır (DİKEN, 1998, s.39).

 

Ülkemizin 1995 yılı ihracatının 17.031 firma tarafından gerçekleştirilmesine ve bu firmaların %85.2’sinin KOBİ olmasına rağmen KOBİ’lerin ihracatımız içindeki payı 2.125.826 Dolarla  %9.8 olarak gerçekleşmiştir.

 

Yıllar itibarıyla, ihracat yapan firma sayısı artmakla birlikte KOBİ’lerin ihracattaki paylarında bir gelişme olmamaktadır. Bu durum, KOBİ’lerin iyi birer ihracatcı olmak için gerekli şartlara ve imkanlara sahip olmadıklarını göstermektedir.

 

DİE’nin 1-99 kişi çalıştıran işletmeler bazında yaptığı anket sonuçlarına göre, KOBİ’lerin sade %38.4’ü ihracat yapmaktadır. KOBİ’ler tarafından gerçekleştirilen ihracatın ise büyük kısmını tekstil ve konfeksiyon sektörü ürünleri oluşturmaktadır. Nitekim ülkemizdeki KOBİ’lerin %30’u tekstil ve konfeksiyon sektöründe faaliyet göstermektedir.

 

DİE’nin 1991 yılında yaptığı anket sonuçlarına göre KOBİ’lerin ihracat konusundaki yetersizliklerinin başlıca sebebi şunlardır:

1-       KOBİ’lerde dış ticaret (mevzuatı pazar oluşturma, tanıtım vb.) konusunda eğitimsizlik,

2-       Üretilen maddelerin fiyatlarının yüksek oluşu,

3-       Finansman yetersizliği (bu faktör, dış ekonomik konjonktürle alakalı olduğu kadar, KOBİ’lerin ürünlerini pazarlama kabiliyetiyle de yakından alakalıdır.)

 

KOBİ’lerin ihracatta başarılı olabilmeleri için, ister firma düzeyinde ister aynı sektörde faaliyet gösteren başka firmalarla birleşerek gerekli departmanlarını  oluşturmaları gerekmektedir. Özellikle, işletmenin firma ölçeği büyüdükçe dışa açılma zarureti doğmaktadır. Bu ise, hedef pazarın özelliklerine göre üretim ve pazarlama stratejileri oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Oysa, ülkemizdeki ihracatçı firmalarının ekseriyeti, gerekli alt yapı hazırlıklarını yapmadan, hedef pazar hakkında gerekli araştırmalara girişmeden, tesadüfen ihracat yapan pasif firmalardır.

 

İhracat yapmak firmalar için niçin önemlidir? İhracat yapmak firmalara:

1-     Atıl kapasitenin kullanılması dolayısıyla verimliliği artırma,

2-     Üretim kalitesini artırma,

3-     İstihdamı artırma,

4-     Döviz getirisi sağlama,

5-     Yurt içi ekonomik dalgalardan korunmasında yardımcı olma,

6-     Dış pazarlara açılarak büyüme

imkanları sağlar.

 

            Küçük ve orta ölçekli sanayide en fazla ihracat oranına sahip sektörler dokuma, giyim eşyası, deri sanayii ve “diğer” imalat sanayiidir. KOBİ’lerce gerçekleştirilen ihracatın, 1991 yılı itibarıyla, yaklaşık %50’si AB ülkelerine yapılmıştır. KOBİ’lerin yaklaşık %61’i kendisi, %36’sı başka bir firma aracılığıyla, %3’ü diğer şekillerde ihracat yapmaktadır.      Başka bir kaynağa göre ise, işletmelerin %64’ü ihracatı kendi organizasyonları  yoluyla, %8.3’ü dış ticaret sermaye şirketleri eliyle, kalan kısmı ise sektörel dış ticaret şirketleri dahil diğer yollarla ihracatını gerçekleştirmiştir.

 

            TOBB’un 1996 yılında yaptığı bir başka çalışmaya göre ise, işletmelerin %38.4’ü ihracat yapmakta, %6.2’si daha önce ihracat yapmış, %55.4’ü ise hiç ihracat yapmamaktadır (SARIASLAN,  1996, s.48). Buna göre, ihracat deneyimi olan işletmelerin oranı %44.6’dır.

           

Hiç ihracat yapmayan işletmeler, buna gerekçe olarak;

1-     İşletme imkanlarının ihracat için uygun olmaması,

2-     Gerekli organizasyona sahip olmama,

3-     İhracat yapabilecek miktar, kalite ve fiyatta ürün üretememe,

4-     Teknik imkanların sınırlı olması,

5-     Dış piyasalar konusunda bilgi sahibi olmama,

6-     Satış bağlantısı kuramama

gibi engeller ortaya koymaktadırlar.

 

            Aynı araştırmaya göre, ihracat yapan şirketlerin ihracatta karşılaştıkları sorunlar ise şöyledir:

           

PROBLEMİN TÜRÜ

% AĞIRLIĞI

 MEVZUAT

43,5

FİNANSMAN

22,5

YABANCI DİL

10,0

NİTELİKLİ UZMAN

13,7

DİĞER

10,3

TOPLAM

100

 

            Küçük ve orta ölçekli işletmelerin, sektörler itibarıyla ihracat yapma durumu aşağıdaki gibidir:

             

 

Öte yandan, ihracat yapan işletmelerin %56.5’i geçen yıla göre ihracatının arttığını, %25’i aynı kaldığını, %18.5’i ise azaldığını belirtmişlerdir. Öte yandan, ihracat yapan işletmelerin, üretimlerine göre ihracat oranları şöyledir:

 

           

 

TOBB’un söz konusu araştırmasına göre, işletmelerin sektörler itibarıyla ihracat yapma durumu aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi tekstilde en yüksek düzeydedir.

 

 

               

6. İHRACAT KONUSUNDAKİ TIKANIKLIKLAR

 

            Yurt içindeki pazarlama faaliyetlerinde çeşitli sorunlarla karşılaşan küçük ve orta ölçekli işletmeler, bu sorunların uzantısı olarak yurt dışı  pazarlama faaliyetlerinde de başarılı olamamaktadırlar. Yeterli pazarlama bilgisine sahip olmayan bu tür işletmelerin ihracat açısından çekindikleri konuların başında gerek kalite, gerekse fiyat bakımından ürünlerinin çeşitli ülke pazarlarında yeterli bir rekabet gücüne sahip olmaması gelmektedir.

 

İhracata yönelmiş firmaların ihracat yapmalarını etkileyen unsurların belirlenmesi  amacıyla yapılan bir araştırmada, küçük ve orta ölçekli işletmeleri ihracata yönelten iç etkenler yanında, firma dışı çevresel faktörlerin de etkili olduğu anlaşılmıştır (OKTAV, Mete vd., s.90). Söz konusu faktörler arasında, 1980 sonrası uygulanan dışa açılma politikalarının (teşvikler, vergi iadesi gibi ) sağladığı avantajlardan yararlanmak isteği, ihracata yönelmede en önemli unsur olarak ortaya çıkmıştır. İç pazardaki daralma ve rekabetin yoğunlaşması, çekici dış pazar fırsatları ve yeni pazar  alternatiflerinin ortaya çıkması işletmeleri ihracata yönelten diğer faktörlerdir.

 

            İç pazarlara oranla, dış pazarlar daha kapsamlı ve karmaşık tüketici, alıcı, kullanıcı ve aracı gibi öğelerin istek ve ihtiyaçlarını kapsamaktadır. Bu nedenle, ürün farklılaştırması ve çeşitlendirmesi, kitlesel üretim, üretim ve satış maliyetleri, rekabetçi fiyat uygulama, standartlar ve kalite kontrolü, ihracatın finansmanı ve sigortası ile pazar araştırması gibi konular ve bunlardan kaynaklanan sorunlar giderek daha fazla öneme ve ağırlığa sahip olmaktadır.

 

            Bu somut bulgu, aynı zamanda, ülkemizde küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerine yönelik politikaların  ve bu politikaların gerektirdiği alternatif önlemlerin ivedi bir şekilde uygulamaya  aktarılmasının zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

 

            Günümüzde, özelikle gelişmiş ülkelerde küçük ve orta ölçekli işletmelerin ihracat içindeki payı %40’ı bulmaktadır. Türkiye’de ise bu oran %8-10 civarındadır. Bunun nedenleri arasında, iç pazarın rahat bir çalışma alanı olarak görülmesi, dış pazarlar hakkında bilgi eksikliği, ihracat bilincinin yerleşmemesi ve ihracat bilgi-tekniği konusundaki eksikliklerin ve yetersizliklerin yer aldığı belirlenmiştir.

 

            Küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin yurtdışı pazarlama sorunlarını ve önem derecelerini saptamak amacıyla yapılan bir araştırma sonuçlarına göre ihracat mevzuatındaki değişiklikler, tanıtım sorunları ve fiyat sorunları, en önemli sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır.

 

            Diğer yandan gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunda küçük ve orta ölçekli işletmelerin ihracattaki pazar payının artırılmasında, başarılı sonuçlar veren uygulama örneklerinden biri “Ortak İhracat Pazarlama Organizasyonları”dır. Bu tür ihracat organizasyonları ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin kaynaklarının, bilgilerinin ve deneyimlerinin birleştirilmesi ve uluslararası pazarlamada  ölçek ekonomisi avantajlarından yararlanmaları mümkün olmaktadır (EREM, Tunç, s.256).

 

            Ülkemizde özellikle son yıllarda, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ihracata aktif olarak katılabilmeleri için yeni modellerin ve düzenlemelerin uygulanmasına yönelik çalışma ve girişimler gözlenmektedir. Ancak bu konudaki en önemli sorun, ihracat alanında faaliyette bulunan belirli sayıdaki firmanın kaynaklarını ve tecrübelerini birleştirerek oluşturacakları bu tür bir ihracat organizasyonuna katılmalarının sağlanmasıdır. Bu konuda yapılan bir araştırma kapsamında  görüşülen küçük ve orta ölçekli işletmelerin yüzde 63’ü bu tür bir organizasyona “kesinlikle katılacağını”, yüzde 21’i “kesinlikle katılmayacağını” ve yüzde 16’sı herhangi bir fikri olmadığını belirtmiştir (PİRALİ, Fuat, s.4).

 

            Ortak ihracat pazarlama organizasyonlarına katılmama veya çekimser davranma eğiliminin, firmaların böyle bir organizasyonun çalışacağına ve kendilerine gerçekten yararlı olabileceğine inanmamalarından  kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Olumsuz önyargılar ve bağımsız davranma tutkusu, firmaların bir araya gelerek ortak çalışma ve birlikte hareket etme güdüsünü ortadan kaldırmakta ve bu tür organizasyonların kurulmasını ve yaygınlaştırılmasını engellemekte veya geciktirmektedir.

 

            Firmaların birleşerek ortak hareket edememelerinin sosyo-psikolojik nedeni ise, bu tür organizasyonlarda şiddetle ihtiyaç duyulan karşılıklı güven ve işbirliği ortamının yaratılmaması  ve zaman içerisinde bu güven ve işbirliği duygusunun devam ettirilememesi konusundaki inançlarıdır.

 

7. KOBİ’LERİN ÜLKEMİZ İTHALATINDAKİ YERİ

 

            Dışa açılmayla beraber, ekonomimizin ithalat sepetinde 1980’li yıllardan bugüne görülen en çarpıcı gelişmelerden birisi, ithalat kalemlerimiz içinde en büyük paya sahip olan yatırım malı ithalatının yerini hammadde ithalatının almasıdır. Toplam ithalatımız için görülen bu durum, KOBİ’lerin ithalat yapıları için de geçerlidir.

 

            DİE’nin 1991 anketi sonuçlarına göre, KOBİ’lerin ithal ettikleri mallar arasında;

            -hammaddeler %42

            -yardımcı madde ve ara mallar             %25

            -makine ve yedek parçalar       %25

            -nihai (tüketim) mallar   %5

 

oranında yer almaktadır. Bu verilerden hareketle, KOBİ’lerin daha ziyade hammadde ve ara mallar ithal ettiklerini söylemek mümkündür.

 

            KOBİ’lerin ithalatta karşılaştıkları sorunların başında gümrük vergisi  oranlarının yüksekliği gelmekteydi. Ancak AB ile gümrük birliği, EFTA ülkeleri ile serbest ticaret anlaşması neticesinde yerli KOBİ’ler, ithal girdileri daha ucuz temin etme imkanı bulmuşlardır. Bununla birlikte, gümrük birliği ve GATT anlaşmalarından kaynaklanan bazı kısıtlamalar nedeniyle, vergi iadesi gibi bazı teşvik tedbirlerinden de mahrum kalır olmuşlardır (MOLDİBİ, 1988, s.21).

 

            Ülkemizde, ithalat yapan firmaların oranı, küçük imalat sanayiinde %22, orta imalat sanayiinde %53 civarındadır. Küçük ve orta ölçekli imalat sanayiinde en fazla ithalat gerçekleştiren sektörler, “diğer” imalat, kimya, orman ürünleri ve mobilya ile metal eşya sektörleridir.

           

Küçük ve orta ölçekli imalat sanayii işletmelerinin sektörler itibarıyla ithalat yapma oranları aşağıdaki gibidir.

 

 

 

8. SONUÇ

Türkiye, 1980’li yılların başında dışa açık ve ihracata dayalı bir kalkınma modeli benimsemiştir. Bu doğrultuda ve küreselleşme  çağında, Türk ekonomisi ve yerli firmaların uluslararası düzeyde etkinlikte bulunmak için gerekli altyapı oluşturma ve özellikle eğitim, yatırım, üretim ve pazarlamada yeniden yapılanma, çağdaş uygulamaları gerçekleştirmede planlı ve kararlı bir davranış sergilemelidir.

 

            Ar-ge çalışmalarına gereken önemi vermek, kalite ve maliyet gibi iki önemli faktörde rekabetçi üstünlüğe sahip olmak, dünya çapında yatırım, üretim ve pazarlama stratejileri geliştirmek, insan kaynaklarına gereken değeri vermek, işletmeleri ve kurumları değişen koşullara uyum sağlayabilecek şekilde değişime ve yeniden yapılanmaya hazırlamak dünya pazarlarında başarılı olabilmek ve rekabet edebilmek için zorunlu görülmektedir.

 

            KOBİ’lerin ihracatta ve ithalatta karşılaştıkları sorunların kalıcı bir şekilde çözümlenebilmesi için özellikle yapısal sorunlara çözüm sağlayacak politikaların belirlenerek uygulamaya aktarılması gerekmektedir.

 

            KOBİ’lerin dış ticarette karşılaştıkları sorunların çözümünde, öncelikle hükümetlerin kararlı, dengeli ve destekleyici politikalar uygulamaları zorunludur. Zira sorunların çözümü temelde, hükümetlerin, KOBİ’lerin Türk ekonomisinde güçlü bir potansiyele sahip olduklarını benimsemelerine ve karşılaştıkları sorunları çözmeye ve engelleri kaldırmaya yönelik etkin önlemlerin alınmasına bağlıdır.


 

KAYNAKÇA

 

1-     Uludağ, İlhan, Serin, V.,Türkiye’de Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, Yapısal ve Finansal Sorunlar, Çözümler, İstanbul Ticaret Odası, Yayın No: 1991-25

2-     MPM, AT’a Girerken Türkiye Makine İmalat Sanayiinde Küçük İşletmelerin Kalite Sorunları, No: 399, Ankara, 1989

3-     T.S.R. Subramanian, Export From Small and Medium Enterprises (SMES) in Developing Countries – Some Development Issues , RCCDC, Belgrad, 1985

4-     Report on Export Marketing Consultancy for SIDO, Ankara, 1998

5-     Tatlıdil, Rezan, Oniki Üyeli AT’ye Tekstil ve Hazır Giyim İhracatının Geliştirilmesinde Pazarlama Karmasının Oluşturulması, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir, 1987

6-     Diken, Ahmet, Kobilerin İhracat Sorununun Çözümünde Sektörel Dış Ticaret Şirketlerinin Rolü, Atatürk Üniversitesi, İ.İ.B.F. Dergisi, C:12, S: 1-2, 1998

7-     KOSGEB 1993 Yılı Çalışma Programı, Ankara, 1993

8-     Oktav, Mete vd., Orta ve Küçük İşletmelerde İhracata Yönelik Pazarlama Sorunları ve Çözüm Önerileri, TOBB, 40. Yıl, Ankara,1990

9-     Pirali, Fuat, Türkiye İçin Yeni Bir İhracat Modeli Önerisi, Dünya-Ekonomi Politika, 5 Aralık, 1991

10- Erem, Tunç, İhracatta Yeni Bir Model: Ortak İhracat Kuruluşları ve Konsorsiyum Pazarlaması, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, s.254-259, Ankara, 1989

11- Ertaş, Hüseyin, Kobiler Hakkında Beklentiler ve Gerçekler, Yeni İpek Yolu Konya Ticaret Odası Dergisi, S:132, Konya, 1999

12- Sarıaslan, Halil, Türkiye Ekonomisinde Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, İmalat Sanayii İşletmelerinin Sorunları ve Yeni Stratejiler, TOBB, Ankara, 1996

13- KÜSGET, Characteristics and Performance of SMI (1980-1985)

14- UN, Turkey, Proposed Third Small and Medium Scale Industry Project, Aide –Memorie of Preappraisal Mission

15- Moldibi, Adnan, 1983-1988 Döneminde İhracattaki Gelişmeler ve Teşvik Tedbirleri, HDTM, Ankara, 1988