GAZİ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
SEMİNER DERSİ
KÜÇÜK
VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN
DIŞ
TİCARET PERFORMANSI
HAZIRLAYAN:
ÜNAL ERYILMAZ
İÇİNDEKİLER
1.
DÜNDEN
BUGÜNE KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELER (S.1)
2.
ÜLKEMİZDE
KOBİLERİN GELİŞİMİ (s.2)
3.
KÜÇÜK
VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN İHRACATTAKİ YERİ VE ÖNEMİ (s.5)
4.
KÜÇÜK
VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN İHRACATTA KARŞILAŞTIKLARI ENGELLER VE SEBEPLERİ
(s.6)
5.
KOBİ’LERİN
ÜLKEMİZ İHRACATINDAKİ YERİ (s.9)
6.
İHRACAT
KONUSUNDAKİ TIKANIKLIKLAR (s.13)
7.
KOBİ’LERİN
ÜLKEMİZ İTHALATINDAKİ YERİ (s.15)
8.
SONUÇ
(s.16)
Özellikle 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından yaşanan yeniden yapılanma sürecinde göze çarpan en önemli hususlar, sanayileşmenin kalkınma ile eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanması ve büyük ölçekli, ileri teknolojiye sahip üretim birimlerinin sanayi yapısını belirlemesidir. Bu dönemde yaşanan sürekli gelişme ve sanayileşme yapısında, hükümetler büyük ölçekli işletmelere daha çok önem vermeye başlamışlardır.
Bu nedenle
1950’li ve 60’lı yıllarda, önemli bir üretim ve istihdam artışı sağlayan büyük
ölçekli işletmeler, küçük ve orta ölçekli işletmelerin önemini yitirmesine
sebep olmuştur. Hatta bu konjonktürde, küçük ölçekli işletmelerin verimli
olamayacağı ve büyük ölçekli işletmeler karşısında rekabet edemeyeceği ileri
sürülerek, küçük ve orta ölçekli işletmelerin birleşmeleri ve ölçek
ekonomilerinin gerçekleştirilmesi teşvik edilmiştir.
Ancak, 1970’li
yıllarda ortaya çıkan ekonomik krizde büyük ölçekli işletmelerin konjonktür dalgalanmalarına uyum sağlayamadığı ve yeterince esnek
olmadığı görülmüştür. Nitekim, yaşanan ekonomik kriz neticesinde büyük ölçekli
sanayi kuruluşları üretimlerini kısmak, istihdamı düşürmek ve krizden
“küçülerek kurtulmak” zorunda kalırken, küçük ve orta ölçekli işletmelerin,
sahip oldukları esneklik sayesinde bu krizi daha az maliyetle atlattıkları
görülmüştür. Böylece ekonomik krizlerin aşılmasında küçük ve orta ölçekli
işletmelerin önemi kavranmış ve bu işletmeler hızla ön plana çıkmışlardır.
Bu gelişmeler
neticesinde, küçük ve orta ölçekli sanayi, büyük sanayi ile birlikte ve bir
anlamda büyük sanayii tamamlayarak varlığını yeniden ortaya koymuştur (MPM,
1989, s.15). Böylece, sanayi devriminin başlangıcından 70’li yıllara kadar
sanayileşmenin ve kalkınmanın vazgeçilmez bir unsuru olarak görülen büyük
ölçekli işletmeler ve bunun temel dayanağı olan “ölçek ekonomileri”
ideolojisi yerini, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ön planda olduğu “esnek üretim” sistemlerine bırakmıştır.
Nitekim, dünya
ekonomisinde yaşanan son gelişmeler, pek çok büyük firmanın üretimde ölçek
ekonomilerine ulaşmaktan vazgeçerek, büyüklük içinde küçük firmalar yaratmaya
çalışması yönündedir. Böyle bir iş örgütlenmesi ile, verimliliğin
artırılması, tüketici tercihlerindeki
değişmelerin daha hızlı ve gerçekçi yakalanabilmesi amaçlanmaktadır (ULUDAĞ,
SERİN, 1991, s.25).
Netice
itibarıyla, son yıllarda pek çok ülkede,
gelişme ve büyüme ile ilgili politikalar hazırlanırken, küçük ve orta ölçekli
işletmelere özel bir önem verilmeye başlanmıştır.
Avrupa
Birliği’nde 1983 yılı KOBİ yılı ilan edilmiş ve aynı KOBİ’lere yönelik AB eylem
planı kabul edilerek somut ve sürekli
destek mekanizması oluşturulmuştur. 1980’li yıllarda ekonomilerdeki
globalleşme ve artan rekabet sonucunda KOBİ’lerin ticari ve ekonomik sıkıntıya
düşmeleri ile bu destek, açık bir KOBİ politikasına dönüşmüştür.
Ülkemizde
1930’lu yılların başından itibaren devletçi bir ekonomik politikaya geçilmiş ve
iktisadi devlet teşekkülleri kurularak devlet tarafından yürütülmesini öngören
sanayi ve kalkınma planları yürürlüğe konulmuştur. Büyük ölçeklerde işletme
kurulması ve büyüklüğün sağladığı maliyet tasarrufundan yararlanılması, o
yıllarda tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de tartışmasız kabul gören bir
genel yaklaşım olmuştur.
Bu anlayış ve
uygulamaların neticesinde, küçük ve orta ölçekli işletmeler tarafından yerine getirilmesi
mümkün olan mal ve hizmet üretimlerin büyük bir bölümü devlet tarafından
üstlenilmiştir. Bu durum, KOBİ’lerin geliştirilmesini ve yurt düzeyine
yaygınlaştırılmasını adeta engellemiştir.
Ülkemizde, küçük
ve orta ölçekli işletmelerle ilgili tartışmalar daha ziyade 1980’li yıllardan
itibaren yoğunluk kazanmış ve gerek bilim adamlarının gerekse politikacıların
dikkatlerini üzerlerine çekmişlerdir.
Bunda, ülkemizde politikacılar üzerinde her dönemde oldukça etkili olan
Anadolu sanayii ve ticaret çevrelerinin siyasetçiler tarafından tatmin edilmeye
çalışılması, 1983 yılının AB’nde KOBİ yılı ilan edilmesi ile başlayan KOBİ
programları geliştirme sürecinin ülkemiz üzerine etkisi, 1980 yılından sonra
başlatılan ihracata dayalı büyüme stratejisindeki tıkanıklıkları açma yolunda
yeni politikalara ve araçlara duyulan ihtiyaç, başlıca etkenler olmuştur
(ERTAŞ, 1999, s.35). Başta KOSGEB olmak üzere, çeşitli kamu kuruluşlarında
KOBİ’lere destek çalışmaları başlatılmıştır.
TABLO: Bazı
Ülkelerde KOBİ’lerin Ekonomideki Yeri

(KAYNAK: KOSGEB 1993 Yılı
Çalışma Programı, s.17))
Bugün
itibarıyla, küçük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri gerek sayıları, gerekse
sınai üretimindeki payları ve gerekse milli gelire katkıları bakımından ülkemiz
ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim, ekonomik ve sosyal alanda
sağlanan gelişmelere paralel olarak küçük ve orta ölçekli işletmeler sayısında
da sürekli bir artış meydana geldiği görülmektedir.
Bugün KOBİ’ler,
AB’nde toplam işletmelerin %99.9’unu (Türkiye’de %99.8’ini), imalat sanayiinin
%96.5’ini (Türkiye’de %99.5’ini) oluşturmakta ve toplam istihdamın %72’sini
(Türkiye’de %76.7’sini) sağlamaktadır.
Ancak, sayı ve
istihdam imkanları bakımından ülke ekonomimizde önemli bir çoğunluğa sahip olan
KOBİ’lerin dış ticaretteki payı %8’de
kalmaktadır. Bu oran ABD’de %32, Almanya’da %31, Hindistan’da %40 ve Japonya’da
%38 seviyelerindedir.
DİE verilerine
göre sanayi sektöründeki işletmelerin 1965’de %97.7’si, 1970’de %97.3’ünü,
1980’de %95’ini KOBİ’ler oluşturmaktadır. 1985 yılında sanayi sektöründeki
işletmelerin %94.5’ini, ticaret sektöründeki işletmelerin %98.5’ini, hizmet
sektöründeki
işletmelerin %98.1’ini
çalışan sayısı 1-9 sayısı arasında olan KOBİ’ler oluşturmaktadır (ALPUGAN,
1994).
KOSGEB’in 1993
yılında yaptığı çalışmalarda elde edilen veriler, DİE’nin verilerinden bir
ölçüde farklılık arz etmekle birlikte, genel durumu özetlemek açısından
faydalıdır.

(KAYNAK: KOSGEB,
Status of SMIS in Turkey, 1993, Ankara, s.9-10 )
DİE verilerine
göre işyeri sayılarının çalışan personel sayısına göre dağılımı şöyledir:

(KAYNAK: DİE,
1985)
Küçük ve orta
ölçekli işletmeler, bir ülkenin sosyo-ekonomik yapısı çerçevesinde sanayileşme,
sağlıklı kentleşme, milli gelirin eşit dağılımı ve dış ödemeler dengesinin
dolaylı ve dolaysız ihracat yoluyla
gelişmesine önemli katkılarda bulunmaktadır.
Ayrıca, yurtiçi
ürün talebinin karşılanması konusunda ülke ekonomilerine katkıda bulunma ve
sahip oldukları esnek yapı ile ekonominin değişen koşullarına hızla uyum
sağlayabilme özelliklerine sahiptirler.
Nitekim,
KOBİ’lerin öneminin anlaşılması da, değişen piyasa koşullarına kolay uyum sağlayan,
tüketicilerin taleplerine hemen cevap verebilecek, istihdam ve girişimciliğin
üstün tutulduğu, ürün farklılaştırma yeteneğine sahip olan esnek üretim
sistemlerine ağırlık verilmesi ile
gerçekleşmiştir.
Ancak, pek çok
ülkede, özellikle gelişmekte olan ülkelerde küçük ve orta ölçekli işletmelerin,
ülke ihracatının artmasında çokça katkılarının olamayacağı, bunların dış
pazarlarda satış şanslarının çok az olduğu ya da hiç bulunmadığı gibi yaygın
bir görüş bulunmaktadır.
Oysa Japonya,
ABD ve Güney Kore’de yapılan bir takım araştırmalar, küçük işletmelerin, ülke
ihracatının artmasında büyük paya sahip oldukları gerçeğini ortaya çıkarmıştır.
Örneğin, Japonya’da yıllık toplam ihracat gelirinin yaklaşık %40’ı, Güney
Kore’de %60’ı küçük işletmeler tarafından sağlanmaktadır. ABD’deki “Small
Businness Administration” derneğinin yaptığı bir araştırmada, bu kuruluşa üye
olan küçük ölçekli firmaların oluşturduğu birliklerin brüt satışlarının büyük
şirketlerden daha fazla olduğu görülmüştür.
Bu itibarla, gelişmiş ülkelerde işletme
büyüklüğünün, firmanın başarılı bir ihracatçı olmasını engellemediği; pek çok
küçük işletmenin, büyük işletmelere kıyasla üretimlerinin nispeten büyük bir
bölümünü ihraç ettikleri görülmektedir.
Küçük
işletmelerin ihracatla sağlayacakları gelirlerin yanı sıra, büyük çaplı bir
sanayileşmenin kısa dönemde gerçekleşemeyeceği yörelerde, ekonomik gelişme
politikasının sonuçlarından birisi de küçük işletmeleri geliştirmek ve ulusal
ihracat stratejisi içinde tutma gereğidir.
Gelişmekte olan
ülkelere baktığımızda, KOBİ’lerin sadece küçük bir bölümünün ihracat
faaliyetleriyle ilgilendiği görülmektedir. Bu işletmelerin büyük bir bölümü,
çoğunlukla iç pazara yönelik üretimde bulunmaktadır. Belli sektörlerdeki küçük
ve orta ölçekli işletme ürünlerinin (iplik ve otomotiv yan sanayii gibi) bir
bölümü de dolaylı yollardan ihracat pazarına ulaşırken, bunların çok azı
doğrudan ihracat şeklinde mallarını pazarlayabilmektedirler (T.S.R, 1985,
s.45). Bu genel tabloya rağmen, bazı gelişmekte olan ülkelerde durum hiç de bu
kadar kötümser değildir.
Örneğin,
Hindistan’da toplam ihracatın %40’ı (doğrudan %14, dolaylı %30’u), Sri Lanka ve
Tayland’da doğrudan ihracatın %30’u, Güney Kore’de toplam ihracatın %20’si
KOBİ’ler tarafından gerçekleştirilmektedir (KÜSGET, 1985, s.20).
4. KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN İHRACATTA
KARŞILAŞTIKLARI ENGELLER VE SEBEPLERİ
KOBİ’ler,
çeşitli şekillerde ülke ihracatına katkıda bulunurlar. Bu katkılarını dört
maddede sıralayabiliriz (SIDO, 1988):
1-
Büyük
işletmelerin ihraç mallarının çeşitli parça ve bileşimlerini sağlayarak tabi
müteahhitlik hizmeti sunarlar.
2-
Dış
ticaret şirketleri yoluyla dolaylı ihracat yaparlar.
3-
Uluslararası
alanda yan sanayi olarak hizmet
verirler.
4-
Nihai
ürün ve ara malların doğrudan ihracatını yaparlar.
Netice
itibarıyla KOBİ’lerin, çeşitli yollarla ülke ihracatına katkıları bulunduğu,
ancak bu katkının yeterli seviyede olmadığı bir gerçektir. KOBİ’lerin, genel
olarak ekonomik yaşamda karşılaştıkları sorunların, dış ticarette de
karşılarına çıktığı görülmektedir. Bu sorunların başlıcaları, aynı zamanda
KOBİ’lerin genel sorunlarından olan finansman, pazarlama, teknoloji ve bilgi
eksikliğidir.
KOBİ’lerin tek
başlarına ihracat yapabilmeleri ve dış piyasalarda rekabetlerini
sürdürebilmeleri oldukça güçtür. İzlenen ekonomik politikaların genellikle
büyük ölçekli işletmeler veya Türkiye’de olduğu gibi rantiyecilerin lehine
işlemesinin, KOBİ’lerin dolaylı olarak ihracatta bulunabilmelerini engellediği
bilinmektedir. Bu durumda, KOBİ’lerin kaynaklarını birleştirerek, dış
piyasalarda daha aktif rol alabilmeleri için onlara uygun ortamın sağlanması
gerekmektedir.
Öte yandan,
ihracat potansiyeli olan KOBİ’lerin işletme içi sorularının yanı sıra, ulusal
düzeydeki sorunlar da ihracata yönelmelerine engel olmaktadır. Ayrıca ihracata
yönelmek isteyen küçük işletmelerin kalite kontrolü ve standardizasyon gibi
sorunları da ihracatlarını geliştirme imkanlarını kısıtlamaktadır.
Bu bağlamda,
KOBİ’lerin ihracata yönelmelerini kısıtlayan başlıca hususlar şöyle sıralanabilir
(TATLIDİL, 1987, s.163-166):
a)
Ulusal
Düzeydeki Engeller:
1-
KOBİ’lerin
ihracatlarını geliştirmek veya KOBİ’leri ihracata yöneltmek için planlı bir
stratejinin işlenmemesi,
2-
Mevcut
araçların, KOBİ’lerin ihracatını geliştirmeye yönelik olmaması,
3-
KOBİ’leri
desteklemek için belirlenmiş bir hedefin bulunmasına karşılık, alınan önlem ve
uygulamaların bu amaca uygun olmaması ve ilgili kurumlar arasında
koordinasyonun sağlanamaması,
4-
Küçük
sanayinin ihracatını kolaylaştırıcı pazarlama kanalları ve ihracat pazarlama
örgütlerinin, konsorsiyumları ve dış ticaret şirketlerinin kurulması için uygun
ortamın bulunmaması,
5-
İç
piyasa şartlarının dış piyasaya göre daha cazip olması,
6-
İhracatta mevcut uygulamaların KOBİ’ler aleyhine
işlemesi,
7-
Teşvik
tedbirlerinin yetersizliği,
8-
Bürokratik
engeller,
9-
Dış
ticaret organizasyonlarının yeterince yardımcı olmaması,
10-
KOBİ’lerin
organize olamamaları.
b)
İşletme
Düzeyinde Engeller:
I- KOBİ’lerin ölçeklerinden
Kaynaklanan Finansman Zorluklar
1-
İhracata
yönelik üretimin finansmanı için kredi bulma güçlüğü, banka hizmetlerinin
yetersizliği,
2-
Ucuz
ve kaliteli hammadde bulma güçlüğü,
3-
İhracat
pazarlama maliyetlerinin, sınırlı kaynaklar sebebiyle karşılanamaması,
4-
İhracat
pazar araştırması ve satış geliştirme, tanıtım faaliyetlerinin mali açıdan çok
külfetli olması.
II- Dış Pazarlarda Rekabet
Edebilecek Düzeyde Olmamalarından Kaynaklanan Zorluklar:
1-
Kalite
düşüklüğü,
2-
Fiyatlama
yanlışlıkları,
3-
Rakiplerin
tanınmaması,
4-
Uygunsuz
pazarlama stratejileri,
5-
Dış
pazarların tanınmaması.
III- Dış Pazarlama Konusunda
Bilgi ve Eleman Eksikliğinden Kaynaklanan Zorluklar:
1- İhracat işlemleri,
2- İhracat şekilleri,
3- İhracatta teslim şekilleri,
4- Ambalajlama,
5- Fiyatlama,
6- Ürün geliştirme ve ürün adaptasyonu
konularındaki bilgisizlikler.
IV- İhracata Yönelik Üretim
İçin Kapasite Yetersizliği
V- Zarar ve Riskli Kabul
Edilen Dış Pazarlar Konusundaki Psikolojik Engeller
VI- Ürünleri İçin Dış
Pazarlar Bulunup Bulunmadığı Konusundaki Bilgisizlik
VII- İhracat Siparişlerinin
KOBİ’lerin Karşılayamayacağı Kadar Büyük Siparişler Olduğu
Konusundaki Yanılgı
VIII- İhracatla İlgili Nitelikli Eleman Eksikliği ve Eğitim
Olanaklarının Yetersizliği
IX- Ürünlerin İhracata Uygun
Olmaması
Belirtildiği
gibi, ihracat pazarlarına girmenin çok zor olması ve KOBİ’lerin iç yapılarından
kaynaklanan birtakım sorunlar sebebiyle bu işletmelerin direkt olarak ihracat
yapmaları oldukça güçleşmektedir. Bu durumda , ihracat yapmak isteyen
KOBİ’lerin karşısında iki önemli seçenek kalmaktadır: Dış ticaret sermaye
şirketleri vasıtasıyla dolaylı ihracat yapmak veya ortak ihracat grupları
oluşturmak (UN-Aide).
Ülkemizde küçük
ve orta ölçekli işletmeler daha çok iç piyasaya hitap etmektedirler. Bununla
birlikte, Türkiye’nin gümrük birliğine girmesiyle birlikte, yurt içi
piyasalarda yerli KOBİ’ler ciddi sorunlarla ve rekabetle karşı karşıya
kalmışlardır.
Uluslararası
piyasaları yakından takip etmek, fırsatları yakalamak, pazar bulmak ve bu
pazarların alıcı olabileceği ürünlerin nitelik ve nicelik yönünden belirlenmesi
gibi, artık günümüzde ayrı bir uzmanlık dalı olarak görülebilecek seviyede
çalışmak, küçük işletmeler için hiç de kolay işler değildir.
Bu konuda
başarılı olunsa bile, her biri küçük işletmenin ayrı ihracat departmanları
kurması, ayrı ayrı onlarca personel istihdam etmesi, pazar bulmak amacıyla ayrı
ayrı seyahatler yapması, ayrı ayrı fuar ve tanıtım masraflarına katlanmaları
gerekecektir. Tek tek işletmeler bazında ağır külfetler getiren bu gibi sorunları
aşmak üzere Ege Giyim Sanayicileri Dış Ticaret A.Ş. gibi sektörel dış ticaret
şirketleri kurulmaya başlanmıştır (DİKEN, 1998, s.39).
Ülkemizin 1995
yılı ihracatının 17.031 firma tarafından gerçekleştirilmesine ve bu firmaların
%85.2’sinin KOBİ olmasına rağmen KOBİ’lerin ihracatımız içindeki payı 2.125.826
Dolarla %9.8 olarak gerçekleşmiştir.
Yıllar
itibarıyla, ihracat yapan firma sayısı artmakla birlikte KOBİ’lerin ihracattaki
paylarında bir gelişme olmamaktadır. Bu durum, KOBİ’lerin iyi birer ihracatcı
olmak için gerekli şartlara ve imkanlara sahip olmadıklarını göstermektedir.
DİE’nin 1-99
kişi çalıştıran işletmeler bazında yaptığı anket sonuçlarına göre, KOBİ’lerin
sade %38.4’ü ihracat yapmaktadır. KOBİ’ler tarafından gerçekleştirilen ihracatın
ise büyük kısmını tekstil ve konfeksiyon sektörü ürünleri oluşturmaktadır.
Nitekim ülkemizdeki KOBİ’lerin %30’u tekstil ve konfeksiyon sektöründe faaliyet
göstermektedir.
DİE’nin 1991
yılında yaptığı anket sonuçlarına göre KOBİ’lerin ihracat konusundaki
yetersizliklerinin başlıca sebebi şunlardır:
1-
KOBİ’lerde
dış ticaret (mevzuatı pazar oluşturma, tanıtım vb.) konusunda eğitimsizlik,
2-
Üretilen
maddelerin fiyatlarının yüksek oluşu,
3-
Finansman
yetersizliği (bu faktör, dış ekonomik konjonktürle alakalı olduğu kadar,
KOBİ’lerin ürünlerini pazarlama kabiliyetiyle de yakından alakalıdır.)
KOBİ’lerin
ihracatta başarılı olabilmeleri için, ister firma düzeyinde ister aynı sektörde
faaliyet gösteren başka firmalarla birleşerek gerekli departmanlarını oluşturmaları gerekmektedir. Özellikle,
işletmenin firma ölçeği büyüdükçe dışa açılma zarureti doğmaktadır. Bu ise,
hedef pazarın özelliklerine göre üretim ve pazarlama stratejileri
oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Oysa, ülkemizdeki ihracatçı firmalarının
ekseriyeti, gerekli alt yapı hazırlıklarını yapmadan, hedef pazar hakkında
gerekli araştırmalara girişmeden, tesadüfen ihracat yapan pasif firmalardır.
İhracat yapmak
firmalar için niçin önemlidir? İhracat yapmak firmalara:
1-
Atıl
kapasitenin kullanılması dolayısıyla verimliliği artırma,
2-
Üretim
kalitesini artırma,
3-
İstihdamı
artırma,
4-
Döviz
getirisi sağlama,
5-
Yurt
içi ekonomik dalgalardan korunmasında yardımcı olma,
6-
Dış
pazarlara açılarak büyüme
imkanları
sağlar.
Küçük ve orta ölçekli sanayide en fazla ihracat oranına
sahip sektörler dokuma, giyim eşyası, deri sanayii ve “diğer” imalat
sanayiidir. KOBİ’lerce gerçekleştirilen ihracatın, 1991 yılı itibarıyla,
yaklaşık %50’si AB ülkelerine yapılmıştır. KOBİ’lerin yaklaşık %61’i kendisi,
%36’sı başka bir firma aracılığıyla, %3’ü diğer şekillerde ihracat yapmaktadır.
Başka bir kaynağa göre ise,
işletmelerin %64’ü ihracatı kendi organizasyonları yoluyla, %8.3’ü dış ticaret sermaye şirketleri eliyle, kalan
kısmı ise sektörel dış ticaret şirketleri dahil diğer yollarla ihracatını
gerçekleştirmiştir.
TOBB’un 1996 yılında yaptığı bir başka çalışmaya göre
ise, işletmelerin %38.4’ü ihracat yapmakta, %6.2’si daha önce ihracat yapmış,
%55.4’ü ise hiç ihracat yapmamaktadır (SARIASLAN, 1996, s.48). Buna göre, ihracat deneyimi olan işletmelerin oranı
%44.6’dır.
Hiç ihracat
yapmayan işletmeler, buna gerekçe olarak;
1-
İşletme
imkanlarının ihracat için uygun olmaması,
2-
Gerekli
organizasyona sahip olmama,
3-
İhracat
yapabilecek miktar, kalite ve fiyatta ürün üretememe,
4-
Teknik
imkanların sınırlı olması,
5-
Dış
piyasalar konusunda bilgi sahibi olmama,
6-
Satış
bağlantısı kuramama
gibi engeller
ortaya koymaktadırlar.
Aynı araştırmaya göre, ihracat yapan şirketlerin
ihracatta karşılaştıkları sorunlar ise şöyledir:
|
PROBLEMİN TÜRÜ |
% AĞIRLIĞI |
MEVZUAT
|
43,5 |
|
FİNANSMAN |
22,5 |
|
YABANCI DİL |
10,0 |
|
NİTELİKLİ UZMAN |
13,7 |
|
DİĞER |
10,3 |
|
TOPLAM |
100 |
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin, sektörler itibarıyla
ihracat yapma durumu aşağıdaki gibidir:

Öte yandan,
ihracat yapan işletmelerin %56.5’i geçen yıla göre ihracatının arttığını, %25’i
aynı kaldığını, %18.5’i ise azaldığını belirtmişlerdir. Öte yandan, ihracat
yapan işletmelerin, üretimlerine göre ihracat oranları şöyledir:

TOBB’un söz
konusu araştırmasına göre, işletmelerin sektörler itibarıyla ihracat yapma
durumu aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi tekstilde en yüksek düzeydedir.

Yurt içindeki pazarlama faaliyetlerinde çeşitli
sorunlarla karşılaşan küçük ve orta ölçekli işletmeler, bu sorunların uzantısı
olarak yurt dışı pazarlama
faaliyetlerinde de başarılı olamamaktadırlar. Yeterli pazarlama bilgisine sahip
olmayan bu tür işletmelerin ihracat açısından çekindikleri konuların başında
gerek kalite, gerekse fiyat bakımından ürünlerinin çeşitli ülke pazarlarında
yeterli bir rekabet gücüne sahip olmaması gelmektedir.
İhracata
yönelmiş firmaların ihracat yapmalarını etkileyen unsurların belirlenmesi amacıyla yapılan bir araştırmada, küçük ve
orta ölçekli işletmeleri ihracata yönelten iç etkenler yanında, firma dışı
çevresel faktörlerin de etkili olduğu anlaşılmıştır (OKTAV, Mete vd., s.90).
Söz konusu faktörler arasında, 1980 sonrası uygulanan dışa açılma politikalarının
(teşvikler, vergi iadesi gibi ) sağladığı avantajlardan yararlanmak isteği,
ihracata yönelmede en önemli unsur olarak ortaya çıkmıştır. İç pazardaki
daralma ve rekabetin yoğunlaşması, çekici dış pazar fırsatları ve yeni pazar alternatiflerinin ortaya çıkması işletmeleri
ihracata yönelten diğer faktörlerdir.
İç pazarlara oranla, dış pazarlar daha kapsamlı ve
karmaşık tüketici, alıcı, kullanıcı ve aracı gibi öğelerin istek ve
ihtiyaçlarını kapsamaktadır. Bu nedenle, ürün farklılaştırması ve çeşitlendirmesi,
kitlesel üretim, üretim ve satış maliyetleri, rekabetçi fiyat uygulama,
standartlar ve kalite kontrolü, ihracatın finansmanı ve sigortası ile pazar
araştırması gibi konular ve bunlardan kaynaklanan sorunlar giderek daha fazla
öneme ve ağırlığa sahip olmaktadır.
Bu somut bulgu, aynı zamanda, ülkemizde küçük ve orta
ölçekli sanayi işletmelerine yönelik politikaların ve bu politikaların gerektirdiği alternatif önlemlerin ivedi bir
şekilde uygulamaya aktarılmasının
zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Günümüzde, özelikle gelişmiş ülkelerde küçük ve orta
ölçekli işletmelerin ihracat içindeki payı %40’ı bulmaktadır. Türkiye’de ise bu
oran %8-10 civarındadır. Bunun nedenleri arasında, iç pazarın rahat bir çalışma
alanı olarak görülmesi, dış pazarlar hakkında bilgi eksikliği, ihracat
bilincinin yerleşmemesi ve ihracat bilgi-tekniği konusundaki eksikliklerin ve
yetersizliklerin yer aldığı belirlenmiştir.
Küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin yurtdışı
pazarlama sorunlarını ve önem derecelerini saptamak amacıyla yapılan bir
araştırma sonuçlarına göre ihracat mevzuatındaki değişiklikler, tanıtım
sorunları ve fiyat sorunları, en önemli sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Diğer yandan gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin
çoğunda küçük ve orta ölçekli işletmelerin ihracattaki pazar payının
artırılmasında, başarılı sonuçlar veren uygulama örneklerinden biri “Ortak
İhracat Pazarlama Organizasyonları”dır. Bu tür ihracat organizasyonları ile
küçük ve orta ölçekli işletmelerin kaynaklarının, bilgilerinin ve
deneyimlerinin birleştirilmesi ve uluslararası pazarlamada ölçek ekonomisi avantajlarından
yararlanmaları mümkün olmaktadır (EREM, Tunç, s.256).
Ülkemizde özellikle son yıllarda, küçük ve orta ölçekli
işletmelerin ihracata aktif olarak katılabilmeleri için yeni modellerin ve
düzenlemelerin uygulanmasına yönelik çalışma ve girişimler gözlenmektedir.
Ancak bu konudaki en önemli sorun, ihracat alanında faaliyette bulunan belirli
sayıdaki firmanın kaynaklarını ve tecrübelerini birleştirerek oluşturacakları
bu tür bir ihracat organizasyonuna katılmalarının sağlanmasıdır. Bu konuda
yapılan bir araştırma kapsamında
görüşülen küçük ve orta ölçekli işletmelerin yüzde 63’ü bu tür bir
organizasyona “kesinlikle katılacağını”, yüzde 21’i “kesinlikle katılmayacağını”
ve yüzde 16’sı herhangi bir fikri olmadığını belirtmiştir (PİRALİ, Fuat, s.4).
Ortak ihracat pazarlama organizasyonlarına katılmama veya
çekimser davranma eğiliminin, firmaların böyle bir organizasyonun çalışacağına
ve kendilerine gerçekten yararlı olabileceğine inanmamalarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Olumsuz
önyargılar ve bağımsız davranma tutkusu, firmaların bir araya gelerek ortak
çalışma ve birlikte hareket etme güdüsünü ortadan kaldırmakta ve bu tür
organizasyonların kurulmasını ve yaygınlaştırılmasını engellemekte veya
geciktirmektedir.
Firmaların birleşerek ortak hareket edememelerinin
sosyo-psikolojik nedeni ise, bu tür organizasyonlarda şiddetle ihtiyaç duyulan
karşılıklı güven ve işbirliği ortamının yaratılmaması ve zaman içerisinde bu güven ve işbirliği duygusunun devam
ettirilememesi konusundaki inançlarıdır.
Dışa açılmayla beraber, ekonomimizin ithalat sepetinde
1980’li yıllardan bugüne görülen en çarpıcı gelişmelerden birisi, ithalat
kalemlerimiz içinde en büyük paya sahip olan yatırım malı ithalatının yerini
hammadde ithalatının almasıdır. Toplam ithalatımız için görülen bu durum,
KOBİ’lerin ithalat yapıları için de geçerlidir.
DİE’nin 1991 anketi sonuçlarına göre, KOBİ’lerin ithal
ettikleri mallar arasında;
-hammaddeler %42
-yardımcı madde ve ara mallar %25
-makine ve yedek parçalar %25
-nihai (tüketim) mallar %5
oranında yer almaktadır. Bu
verilerden hareketle, KOBİ’lerin daha ziyade hammadde ve ara mallar ithal
ettiklerini söylemek mümkündür.
KOBİ’lerin ithalatta karşılaştıkları sorunların başında
gümrük vergisi oranlarının yüksekliği
gelmekteydi. Ancak AB ile gümrük birliği, EFTA ülkeleri ile serbest ticaret
anlaşması neticesinde yerli KOBİ’ler, ithal girdileri daha ucuz temin etme
imkanı bulmuşlardır. Bununla birlikte, gümrük birliği ve GATT anlaşmalarından
kaynaklanan bazı kısıtlamalar nedeniyle, vergi iadesi gibi bazı teşvik
tedbirlerinden de mahrum kalır olmuşlardır (MOLDİBİ, 1988, s.21).
Ülkemizde, ithalat yapan firmaların oranı, küçük imalat
sanayiinde %22, orta imalat sanayiinde %53 civarındadır. Küçük ve orta ölçekli
imalat sanayiinde en fazla ithalat gerçekleştiren sektörler, “diğer” imalat,
kimya, orman ürünleri ve mobilya ile metal eşya sektörleridir.
Küçük ve orta
ölçekli imalat sanayii işletmelerinin sektörler itibarıyla ithalat yapma
oranları aşağıdaki gibidir.

Türkiye, 1980’li
yılların başında dışa açık ve ihracata dayalı bir kalkınma modeli benimsemiştir.
Bu doğrultuda ve küreselleşme çağında,
Türk ekonomisi ve yerli firmaların uluslararası düzeyde etkinlikte bulunmak
için gerekli altyapı oluşturma ve özellikle eğitim, yatırım, üretim ve
pazarlamada yeniden yapılanma, çağdaş uygulamaları gerçekleştirmede planlı ve
kararlı bir davranış sergilemelidir.
Ar-ge çalışmalarına gereken önemi vermek, kalite ve
maliyet gibi iki önemli faktörde rekabetçi üstünlüğe sahip olmak, dünya çapında
yatırım, üretim ve pazarlama stratejileri geliştirmek, insan kaynaklarına
gereken değeri vermek, işletmeleri ve kurumları değişen koşullara uyum
sağlayabilecek şekilde değişime ve yeniden yapılanmaya hazırlamak dünya
pazarlarında başarılı olabilmek ve rekabet edebilmek için zorunlu
görülmektedir.
KOBİ’lerin ihracatta ve ithalatta karşılaştıkları
sorunların kalıcı bir şekilde çözümlenebilmesi için özellikle yapısal sorunlara
çözüm sağlayacak politikaların belirlenerek uygulamaya aktarılması
gerekmektedir.
KOBİ’lerin dış ticarette karşılaştıkları sorunların çözümünde,
öncelikle hükümetlerin kararlı, dengeli ve destekleyici politikalar
uygulamaları zorunludur. Zira sorunların çözümü temelde, hükümetlerin,
KOBİ’lerin Türk ekonomisinde güçlü bir potansiyele sahip olduklarını
benimsemelerine ve karşılaştıkları sorunları çözmeye ve engelleri kaldırmaya
yönelik etkin önlemlerin alınmasına bağlıdır.
KAYNAKÇA
1-
Uludağ,
İlhan, Serin, V.,Türkiye’de Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, Yapısal ve
Finansal Sorunlar, Çözümler, İstanbul Ticaret Odası, Yayın No: 1991-25
2-
MPM,
AT’a Girerken Türkiye Makine İmalat Sanayiinde Küçük İşletmelerin Kalite
Sorunları, No: 399, Ankara, 1989
3-
T.S.R.
Subramanian, Export From Small and Medium Enterprises (SMES) in Developing
Countries – Some Development Issues , RCCDC, Belgrad, 1985
4-
Report
on Export Marketing Consultancy for SIDO, Ankara, 1998
5-
Tatlıdil,
Rezan, Oniki Üyeli AT’ye Tekstil ve Hazır Giyim İhracatının Geliştirilmesinde
Pazarlama Karmasının Oluşturulması, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir, 1987
6-
Diken,
Ahmet, Kobilerin İhracat Sorununun Çözümünde Sektörel Dış Ticaret Şirketlerinin
Rolü, Atatürk Üniversitesi, İ.İ.B.F. Dergisi, C:12, S: 1-2, 1998
7-
KOSGEB
1993 Yılı Çalışma Programı, Ankara, 1993
8-
Oktav,
Mete vd., Orta ve Küçük İşletmelerde İhracata Yönelik Pazarlama Sorunları ve
Çözüm Önerileri, TOBB, 40. Yıl, Ankara,1990
9-
Pirali,
Fuat, Türkiye İçin Yeni Bir İhracat Modeli Önerisi, Dünya-Ekonomi Politika, 5
Aralık, 1991
10-
Erem,
Tunç, İhracatta Yeni Bir Model: Ortak İhracat Kuruluşları ve Konsorsiyum
Pazarlaması, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi,
s.254-259, Ankara, 1989
11-
Ertaş,
Hüseyin, Kobiler Hakkında Beklentiler ve Gerçekler, Yeni İpek Yolu Konya
Ticaret Odası Dergisi, S:132, Konya, 1999
12-
Sarıaslan,
Halil, Türkiye Ekonomisinde Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, İmalat Sanayii
İşletmelerinin Sorunları ve Yeni Stratejiler, TOBB, Ankara, 1996
13-
KÜSGET,
Characteristics and Performance of SMI (1980-1985)
14-
UN,
Turkey, Proposed Third Small and Medium Scale Industry Project, Aide –Memorie
of Preappraisal Mission
15-
Moldibi,
Adnan, 1983-1988 Döneminde İhracattaki Gelişmeler ve Teşvik Tedbirleri, HDTM,
Ankara, 1988